anasayfa hakkımızda ürünlerimiz sizin için makaleler kurumsal bireysel

 

 


 

üye girişi
e-posta:
şifre:
giriş:
şifremi unuttum
kurumsal üyelik için
bireysel üyelik için

yukarı


                               PERAKENDE ve İNSAN

Perakendecilik bu aralar çok gözde. Sabancı, Koç, Doğuş, Fiba gibi büyük grupların yanı sıra orta ve küçük ölçekte yüzlerce oyuncunun yer aldığı pazarda pek çok yeni firma da sektörün cazibesine kapılarak yatırım planları yapıyor. Yalnızca yerli gruplar değil, yabancı firmalar da pastanın büyüklüğünden etkilenmiş durumda. En güncel örneklerden birisi; Tesco’nun Kipa’yı satın alması. Üstelik perakendecilik, ekonomik krizlerden en az etkilenen iş alanlarından bir tanesi. Yani dışarıdan bakan bir göz olarak, son derece pembe bir tablo görüyoruz.

Peki acaba sektörün içinden bakanlar neler görüyorlar?

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün sponsoru olduğu ve 20 Nisan 2004’te gerçekleştirilen Retail News “Perakende ve İnsan Kaynakları” konulu workshop, Türkiye’nin önde gelen perakende firmalarının katılımı ile gerçekleşti. Konu insan kaynakları; katılımcıların çoğunluğu da insan kaynakları profesyonelleri olunca, ağırlıklı olarak sektörün “insan” yönü irdelendi. Bizler de böylece, sektörün içinden bakanların gördükleri hakkında fikir sahibi olduk.

Gördük ki, katılımcıların paylaştıkları problemler çok benzeşiyor. Temelde, diğer sektörlerin de paylaştığı problemler; ancak perakende sektörünün dinamikleri, çözümün özel olmasını gerektiriyor.

Katılımcıların paylaştığı konuları iki ana başlık altında toplayabilmemiz mümkün;
• İş (ve firma) için uygun kişilerin bulunması ve işe yerleştirilmesi,
• Mevcut çalışanların elde tutulması.

İnsan kaynaklarının varoluş nedenlerinden ikisi olarak niteleyebileceğimiz bu konular, nitelikli işgücünün yaratılması, cezbedilmesi ve tutulabilmesini gerektirmektedir. Herşeyden önce perakende sektörü işgücü ihtiyacını ağırlıklı olarak “alaylı” personel ile karşılamak durumundadır. Son birkaç yıl içinde lise ve lisans düzeyinde açılan perakende ihtisas bölümleri dışında, sektörün sürekli artan “okullu” personel ihtiyacını yaratabilecek kaynaklar bulunmamaktadır. Alaylı personel ise, alternatif iş bulamadığı veya uzun süreli iş beklentisi olmadığı (katılımcıların genellikle örneklediği şekilde; evlenmeyi bekleyen genç kızlar gibi) için beklenilen verimliliği ve sürekliliği sağlamaktan uzak kalmaktadır. Aslına bakarsanız, firmalar da maliyetlerini azaltma ve yönetilebilirliği artırma adına, personelin sorumluluklarını olabilen en basit şekle indirgemeye ve sağlıklı bir bilgi işlem altyapısı ile desteklemeye çalışmaktadırlar. Bir örnek vermek gerekirse; artık kasa elemanları mağazanın sattığı tüm ürünlerin fiyatlarını bilmek zorunda değildir. Kısa bir eğitimden geçen herkes kasada çalışabilmektedir. İşte bu ve benzeri otomasyon çalışmaları da, firmaları daha az kalifiye ve dolayısı ile daha ucuz kaynak kullanmaya yöneltmektedir. Bunun sonucunda ise personel kendisini her an vazgeçilebilir bir konumda görmekte, firmalar ise özendirici kariyer politikaları izleme gereksinimini duymamaktadırlar.

Oysa bu bir yanılsamadan ibarettir. Perakende sektöründe yer alan firmaların, şu anda, kalifiye personele olan ihtiyacı daha önce hiç olmadığı kadar fazladır; yalnızca kalifikasyonun boyutu değişmiştir. Artık 35.000 ürünün fiyatlarını aklında tutabilecek kadar belleği sağlam bir elemana değil ama, müşterisini tanıyabilecek, güleryüz ile adını seslenebilecek personele ihtiyaç vardır.

Bu gerçeği, katılımcı firmaların İnsan Kaynakları yöneticilerinin farkında olduklarına eminim. Şimdi sıra bunu üst yönetime ve patronlara anlatabilmekte. Bunu gerçekleştiren İnsan Kaynakları yöneticileri “stratejik” karar mekanizmaları içinde yer almayı ve, sayın Can Bi’nin deyişi ile, “vazgeçilmez” olmayı başarabileceklerdir.


Bora Tekin
DBE Kurumsal Gelişim Merkezi

 

 

   
Ürünlerimizle ilgili detaylı bilgi almak için  Tel : (212) 233 01 10